Meteoroloji Mühendisleri Odası’ndan İstanbul’daki sel felaketine ilişkin açıklama: ‘Sorumluluğu doğaya yüklemeyin’

Emlak Manşet
3 Min. Okuma

İstanbul ve çevre illerde etkili olan sağanak yağışların yol açtığı su baskınları tartışılmaya devam ederken, TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası’ndan konuya ilişkin dikkat çeken bir açıklama geldi.

Oda, felaketlerin yalnızca yağış miktarı üzerinden değerlendirilmesine tepki göstererek kentlerin plansız yapılaşma ve rant odaklı politikalar nedeniyle afetlere karşı savunmasız bırakıldığını belirtti.

Açıklamada, kamuoyunda sıkça kullanılan “Son 84 yılın en şiddetli yağışı” ve “Üç ayda yağması gereken yağış bir günde yağdı” gibi ifadelerin bilimsel açıdan yeterli bir değerlendirme sunmadığı savunuldu.

İstanbul’da geçmiş yıllarda da yüksek yağış değerlerinin kaydedildiğine dikkat çekilen açıklamada, son yağışların beklenebilir nitelikte olduğu, asıl sorgulanması gerekenin bu yağışların neden büyük bir yıkıma dönüştüğü olduğu ifade edildi.

Oda, afetlerin ardından sorumluluğun yağışlara ve iklim değişikliğine yüklenmesinin, yanlış kentleşme politikalarının tartışılmasını engellediğini belirtti. Kentlerin iklim değişikliğine dirençli hale getirilmesi söyleminin de plansız yapılaşmanın yarattığı sorunları gölgelememesi gerektiği kaydedildi.

“YANLIŞ YAPILAŞMA SUYUN DOĞAL AKIŞINI BOZUYOR”

Açıklamada, yıllarca su baskını yaşanmayan bölgelerin bugün sular altında kalmasının nedeninin yalnızca yağışlardaki değişimle açıklanamayacağı belirtildi. Yeni yapılaşmaların dere yataklarını ve suyun doğal akış güzergâhlarını değiştirdiği, bunun da daha önce taşkın riski düşük olan bölgelerde su baskınlarına yol açabildiği vurgulandı.

Dere ıslahı adı altında yürütülen bazı projelerin de eleştirildiği açıklamada, suyun doğal düzenine beton yapılarla müdahale edilmesinin riskleri artırabileceği ifade edildi. Oda, her afetin ardından yeni ıslah projelerinin gündeme getirilmesini sorgulayarak, bilimsel temele dayanmayan uygulamaların sorunu çözmek yerine yeni maliyetler ve yeni riskler yaratabileceği uyarısında bulundu.

“ÇÖZÜM DERELERİ BETONLA KAPATMAK DEĞİL”

Taşkın riskine karşı yıllardır uyarılar yapıldığını belirten Oda, 1943 yılından itibaren bu konuda çeşitli uyarıların gündeme getirildiğini hatırlattı. Açıklamada, 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu’nun uygulanmasının önemine işaret edildi.

Kentlerin planlanmasında yalnızca yapılaşma taleplerinin değil; meteorolojik verilerin, jeolojik koşulların, toprağın özelliklerinin ve arazinin topoğrafik yapısının da dikkate alınması gerektiği kaydedildi. Bu unsurlar göz ardı edildiğinde, suyun akışını değiştiren müdahalelerin yeni felaketlere zemin hazırlayabileceği belirtildi.

Oda, çözümün dereleri beton duvarlarla kontrol altına almaya çalışmak yerine doğal akışlarını korumaktan ve çevrelerini güvenli hale getirmekten geçtiğini savundu. Dere çevrelerinin planlı biçimde düzenlenmesi ve suyun doğal güzergâhlarının korunmasının, kentlerin afetlere karşı daha dirençli hale gelmesi açısından önem taşıdığı vurgulandı.

Açıklamanın sonunda, yaşanan felaketlerin kaçınılmaz olmadığı belirtilerek sorumluluğun bilimsel verileri dikkate almayan kentleşme anlayışında, rant odaklı planlamada ve mevzuatın uygulanmamasında olduğu ifade edildi. Oda, doğayla mücadele etmek yerine doğanın işleyişini esas alan, bilim ve hukuk temelli kamucu bir planlama anlayışının hayata geçirilmesi çağrısı yaptı.

Bu Makaleyi Paylaş
Yorum yapılmamış